THE GREAT HACK / Naz Gündoğdu

THE GREAT HACK

Benim fikrimce The Great Hack, bilgi verici fakat kesinlikle yeterli olmayan bir belgeselden ibaret. Oldukça ses getiren bir olayı derinlemesine ve spesifize ederek işlemiş olsalar da gerçekler ne yazık ki belgeselde anlatılanlar ile sınırlı değil, çok daha fazlası. Facebook ve Google güçlü uluslararası şirketler tarafından yapılan, kullanıcıların izinsiz verilerini kullanan şirketlerden sadece biri. Blis gibi birçok şirket, internet üzerindeki tüm bilgilerimize istediği anda ulaşabiliyor. Üstelik biz hiçbir yere üye olmadan yapıyor bunu. Dijital veri ve manipülasyon sadece siyasi kazanımlarla ilgili de değil üstelik, hangi çantayı alacağımızdan hangi kitaba ilgi duyduğumuza kadar, bu üst devlet olarak tanımlanan şirketler sayesinde gelişiyor. Sosyal medya ise bir aracı olarak karşımıza çıkıyor.

Gülünç olan bu belgeselin yayınlandığı platformun yine ‘’Netflix’’ olması. Zaten gündemin içinde bulunan internetin sosyal mecralarında sık sık vakit geçiren insanların ise bu belgesele şaşırması doğal. Belgeselin özellikle geç Y ve Z kuşağı için tatmin edici bilgi verdiğini düşünmüyorum. Benim ilgilendiğim kısım, ‘’ee bu kadar dataya informasyona maruz kalıyoruz, verilerimiz bize sorulmadan kullanılıyor peki bizim elimizden ne geliyor? İnterneti red mi edelim? Ya da ne yapmalıyız? Şimdi verilerimize sahip çıkmak bizim elimizde mi? Ee verilerimizden önce de iktidar bizi kontrol ediyordu bir şekilde zaten?’’ Gibi sorular.

Z kuşağı olarak sanal dünyanın içine doğduk diyebiliriz. Doğduğumuz bu sanal dünyaya göre şekillendik ve çoğu zaman özgür değiliz. Bedenlerimizden elektrik kablolarıyla prizlere bağlandığımızı hayal ederim bazen. Tüm bunlara rağmen insanlık hayatının her noktasında, var olduğu döngü içerisinde hep hayatta kalmanın bir yolunu bulmuş ve kalmıştır. Z ya da bilgisayar ve internetle iç içe büyümüş bilinçli Y kuşağı da tam olarak o yolu bulmuş vaziyettedir. ‘’Şirketler istediği kadar verimi alabilir, ama beni kontrol edemezler’’ mantığıyla hareket eden alt internet kültürleri vardır. İnternet kullanımlarının şiddetli derecede kontrol altında olduğu ülkelerde bile, o birey kendi görüşlerini internete istediği gibi yansıtır hatta bazılarının sarkastik üslubunu ayırt etmek oldukça zordur ama o kültürle haşır neşir olmuş diğer bireyler anlayabilir. Bu bir döngü, insanlık olarak artık bir ticari ürün olduğumuz şüphesiz. Kuşkusuz, buradaki sorun ben değilim, çünkü beğendim bir metayı bambaşka bir internet sitesinde reklam olarak gördüğümde sadece gülümsüyorum fakat bana göre de o reklam datasına maruz bırakılmak bile çok rahatsız edici. Plastik güç ile üretilmiş bu sistemde sınıfsal eşitlenme gerçekleşmez ise, tüketici tamamen dijital manipülasyonlarla hareket eder hale gelebilir. Teknolojinin de eşit olarak dağıtılmadığı bir dünyada yaşıyoruz. Bizler gelecek pikselleri ile döşenmiş bu belgeseli izlerken, Malezya’da binlerce işçi Facebook’un sansür departmanında düşük iş gücü olarak görülüp çalıştırılıyor. Tüm bu sorunlar bu şekildeyken akıllı telefonlar ile girdiğimiz yeni teknolojik evreden kaçma imkânımız olsa bile, dünyanın yeni bir değişikliğe ihtiyacı olduğu aşikâr. 

Yorumlar

Popüler Yayınlar