Ders üzerine,


Ne kadar çok belgesel izlesem de ‘belgesel’in ne olduğunu anlayamayacakmışım. Kendi aramızda oluşturduğumuz belgesel algısı (ya da bize sunulan) tamamen bir şeyler öğrenmeye odaklıymış. TVJ 367 ile aslında bunun bu kadar kolay olamayacağını,belki de şu ana kadar hiç aklıma getirmediğim bir kavramla ilişkini kurmam gerektiğini öğrendim,hakikat. Evet belgesellerde hakikatın asla tamamını bulamayacağım, çünkü hakikatı belgesele sığdıracak kadar kısa bir olay perdesi değil veya görünebilir değilmiş. Genellikle belgesel izlediğimizde o belgeselin içindeki olay örgüsü içi de birtakım sorunları çözmeye ya da anlamaya çalışırız ki bu da bizi hakikatı düşünmekten alıkoyar. O belgeselde gördüğümüz insanların sorunları ele alınırken o soruna varmasındaki süreci çok azımız aklımıza getiririrz. Bana hayatım boyunca katkısı olacak değer ise artık görünen her belgeselin arka yüzünü bilmeye çalışmak daha çok o kısma odaklanmak olacak. Gördüğüm balıkçıların sorunlarını sadece o insanlar üzerinden değil, o sorunu onların üzerine yıkan aktörlerden, o balığın konumunun ekosistemdeki etkisine kadar geniş bir yelpaze içerisinde düşünerek  içinde  bulunup parçası olduğumuz hakikatı anlama girişimleri olacak. Burada ise şu ilişkiyi görmemi sağladı insan ve hakikat arasındaki karşılıklı ilişki,ikisi de birbirlerini yaratıyor. O yüzden artık sadece anlamak mı yoksa bir şeyleri değiştirmek için adım atma girişiminde mi bulunacağım ya da insanlarla birlikte artık harekete geçebilecek miyiz? Bu dönem düşündüğüm ama hala yanıtını kesinleştiremediğim sorumla birlikte bu dersi hayatıma katmış oldum. Yapım sürecinin,zihinlerde oluşturduğu hakikat ile  kişinin davranışlarını büyük ölçüde  düşündüğüm belgeseller günümüzde bence hala çok etkili propoganda aracı olduğunu düşünüyorum. Bu, daha önce bahsettiğim belgesel izleme durumunun gerçekten bir şeyler öğrenilen bir aktiviteymiş gibi algılanmasından dolayı kişi, izlediği materyalden direkt bir şeyleri zihninde yer edinmesine olanak sağlaması. Böylelikle belgeselin kendini” kurmacadan” ayıran yönlerinden biri olan belgesel etiğinin önemi yine hakikat ilişkisi doğrultusunda tartışmıştık. Bu belgeseldeki etik tartışması ise coğrafyalarda değişen bu değerin anlamının belgesele nasıl yansıdığını görerek bize bakış açısı sunduğunu fark etmemi sağladı. Herhangi bir Batılının çektiği bir belgesel ile üçüncü dünya vatandaşının etiğinin farklı olması ve konuya yansıması gayet doğal. Belgeselde yapımcının konuya göre konumlanması ve etiği öncelik getirip estetiği ardından getirmesini doğru ve ideal bulurdum ama dersle birlikte gördüm ki bu naif düşünceler görebileceklerime inanmamı kolaylaştırıyormuş. Estetik olarak yönetmenin kullanacağı malzemeyi kendi şekillendirmesi,yani merceğini hangi yöne tutup sunacağından bahsediyorum ki bu da çoğunlukla yanıltıcı veya yetersiz olabilir. Yine de belgeselin gerçeklikle ilişkisi,egemen akımın ürünü olan imgesel filmlerin yansıttığı nesnel gerçeklikten çok daha yakın. Ama  biz yine de Platon’un İdeası gibi, hakikat diye bazı görünümleri belgeselin nesnel gerçek diye görüp algılıyoruz. Çağdaş insanın kendine yarattığı yanılsamaların sonucu bu aynı zamanda. Elimizde sürekli tuttuğumuz ve bize dünyadaki nesnel gerçekliğin görüngülerini sunduğunu sandığımız aygıtlarla hakikatın bize ulaşmasını daha da zorlaştırıyoruz. Burada derste konuştuğumuz ama belgesel film yapım süreci ile direkt alakalı olmayan bir şeyden bahsetmek istiyorum. Baumann’ın Akışkan Gözetim, adlı kitabında insansız hava aracı olarak medya üzerinden güç mücadelesi ve müdahelesinden bahsediyor ki bu da akıllı telefonlarımızın bizim kendi rızamızla oluşturduğumuz üzerimizde taşıdığımız panoptikonlar hatta’  ban-optikonlar’ dır. Bu demektir ki daha önceleri sadece mahkumu olduğumuz panoptikonların da gardiyanları konumuna ulaştık böylelikle elimizdeki akıllı telefonu adeta bir polis copu görevinde kullanıp nefret söylemleri , ötekileştirme üzerinde kullanabiliyoruz. Böylelikle elimizde bunun gibi bir gücün oluşturulmasına üzün verilmesi bana kalırsa nazik bir hediye değil. Ya da görmemize izin verilener,belgeseller… Hepsinin hizmet ettiği fayda sağlattığı kişi,şirket,devlet,ideoloji olduğuna inanmaktayım. Son olarak ise, dersin sonlarında bahsettiğimiz ‘atık’ konusu bu akışkan gözetimin sonuçlarından biri. Gözetim doğası gereği, eleyeceği atıklar yaratmak zorunda. Bunlar bizlere toplumun atıkları olarak pek çok isimlendirme adı altında sunuluyor. Bu atık bir gün herhangi bir göçmen olabiliyor ve ban-optikonun amacı ise bu atığın ayrıştırılmasıdır ki bu da yine elimizdekilerle kolayca yapılabilmektedir. Yani biz ayrıştırılması gereken o atığı daha önce hiç görmeden gerçekten temizlenmesi gerektiği fikrine uyup bu doğrultu da hareket edebiliriz. Belgesel ise bu atık insanları konu edindiği zaman ise nebze de olsa ılımlı olmaya itiyor  olabiliyor çünkü gerçekten atık imajının yarattıklarını sunduğu için. Ama olan şu ki o atık görüntüsü zaten birileri tarafından yaratıldı ve o insanları atık kılıfına soktu yani atık insanlara ılımlı olmanın onları atık durumundan çıkarmasına yardım sağlamıyor sadece atık olduklarını kabulleniyor ve acımaya başlıyoruz, asıl yapmamız gereken öfkelenmek. Derste birlikte izlediğimiz, İtalya deniz sınırındaki mültecileri,göçmenlerin kurtarılmasını konu edinen belgeselde de böyle hissetmiştim.

Yorumlar

Popüler Yayınlar