Belgesel, Neoliberalizm, Gerçek ve Hakikat - Ceren Kaçıkoç
Belgesel, Neoliberalizm, Gerçek ve Hakikat
Derslerimizde belgesel, belgesel çekimi, tüketim dünyamız, gerçek ve hakikat gibi konulardan bahsettik. İşlediğimiz ve üstüne kendi aramızda fikir alışverişi yaptığımız bu konular, hem herkes tarafından kabul edilen gerçekliklere hem de bazı öznel yargılara çıktı. Belgesel yapımı üstünden işlenen derslerimizden bahsederken önce ‘belgeselin ne olduğunu’ tanımlayarak ve ‘belgesel yapımı sürecindeki adımlardan bahsederek başlayabiliriz.Belgeselin tanımını yapacak olursak ‘gerçeğin yeniden kurgulanışı’ diyebiliriz. Belgesel, gerçek olan, çevremizde, doğada, evrende olan her şeyi bize belgeselcinin gözünden anlatır. Bu tanım üstünden ‘belgeselde objektif olmak mümkün müdür?’ ve ‘estetik nedir?’ gibi konuları da tartışabiliriz.Belgesel yaparken var olan gerçeği tarafsız ve doğru olarak ele almak önemli görünür fakat bu ne kadar mümkün? ‘var olan gerçek’ tanımlaması bile kendi içinde görecelidir. Dolayısıyla gerçeğin altında yatan hakikatin aranması ya da gerçeğin taklit edilmesi gibi anlatımlar mevcuttur.Her insanın ufacık bir bilgiye sahip olduğu bir konu hakkında bile bir fikri olabilir, dolayısıyla herhangi bir konuda üretirken, bu fikrinden tamamen kopmasının mümkün olmadığını düşünüyorum. Bu durum da, objektivite sorgulanır bir hale getiriyor. Belgeselcinin gözünden anlatırken kendi estetiğini de katarak senaryolaştırdığı hikayeler, insanların içinde bulundukları sonsuz evreni ve hatta bazen kendisini de tanımasında rol oynar. Belgeselci bir belgeseli çekerken anlattığı şeyin sadece ne olduğundan değil neden olduğundan da bahseder. Dolayısıyla araştırmacı bir moddan çıkması kaçınılmazdır.
Estetik herkese göre değişen bir algıdır ve bu yüzden ‘gerçek’ bir durumun anlatılmasında da belgeselcinin estetik zevkini kullanması, yapımına bir dil katmış olur. Estetiğin aktarımında en önemli şeylerden biri tekniktir. Görsel kalite, ışık tekniği, kamera tekniği ve senaryo akışı gibi etkenlerle belgeselci belgeselini zenginleştirebilir. Fakat bu noktada, içinde bulunduğumuz pandemi sürecinin de bize tekrar tekrar hatırlattığı gerçeklik, hızlı tüketim merakımız devreye girebiliyor. Aynı kendi dünyamızda yaşarken yaptığımız düşünmeden tüketme alışkanlığımız, üretime de yansıyor. Kolaya kaçış yüzünden ‘hakikat’ işlenmiyor. Halbuki bize asıl gerçeğimizi gösterecek şey hakikatken, gerçek, hepimizin inandığı bir aldatmaca olarak kalıyor.
Bize işlenen hep daha iyisini, hızlı bir şekilde isteme/elde etme alışkanlığımız yüzünden kendi özümüzden kopmaya başladık. Doğayla olan, insan olmanın ne olduğuna dair bağlarımızdan kopmaya başladık. Bu hızlı ve yüzeysel üretimde hakikati görmek ve anlamak mümkün değildir. Kendimizi ister istemez içinde bulduğumuz bu sistemin bir parçası olmamayı başarmanın bizim elimizde olduğunu düşünüyorum. Çünkü insan, yaşadığımız evrenin sadece bize ait olmadığını, hayvanlar ve doğanın da bizim bir parçamız olduğunu, yaşamak için onlara ihtiyacımız olduğu gerçeğini anlamak ve buna göre hareket etmek zorundadır. Döngü içinde olduğumuz bu parçalara saygı gösterip buna göre yaşamayı
Bize işlenen hep daha iyisini, hızlı bir şekilde isteme/elde etme alışkanlığımız yüzünden kendi özümüzden kopmaya başladık. Doğayla olan, insan olmanın ne olduğuna dair bağlarımızdan kopmaya başladık. Bu hızlı ve yüzeysel üretimde hakikati görmek ve anlamak mümkün değildir. Kendimizi ister istemez içinde bulduğumuz bu sistemin bir parçası olmamayı başarmanın bizim elimizde olduğunu düşünüyorum. Çünkü insan, yaşadığımız evrenin sadece bize ait olmadığını, hayvanlar ve doğanın da bizim bir parçamız olduğunu, yaşamak için onlara ihtiyacımız olduğu gerçeğini anlamak ve buna göre hareket etmek zorundadır. Döngü içinde olduğumuz bu parçalara saygı gösterip buna göre yaşamayı
başaramazsak, kısacası egomuzu ve arzularımızı törpüleyemezsek, kendi kendimizin sonunu getireceğiz.
Yorumlar
Yorum Gönder