'Nanook of The North' Üzerine Düşünceler- Doğukan Seven
‘Nanook of the North’ Üzerine Düşünceler
Robert J. Flaherty’nin 1920 yılında
çekimlerine başladığı ve 1922 yılında sinemalarda gösterime giren ‘Nanook of
the North’ yani ‘Kuzeyli Nanook’, sinema tarihinin ilk uzun metrajlı belgeseli
olarak biliniyor.
Uzun uğraşlar sonucunda belgeselini
tamamlayan Flaherty, çalıştığı demiryolu şirketi aracılığıyla çıktığı Hudson
Körfezi’ni keşfi sırasında karar veriyor bu belgeseli hazırlamaya. O zamanlarda Kanada’nın kuzeyine doğru bir
demiryolu inşaatı planlanıyor ve o bölgeyi incelemesi için Robert J. Flaherty
gönderiliyor. Bu incelemeler sırasında da yerlilerle, Nanook(ailenin reisi) ve
ailesiyle tanışıyor. Yaklaşık üç yıl süren keşiflerde birçok fotoğraf ve film
çekiyor. Daha sonra anlatılana göre, Flaherty eve dönerken sigarası filmlere
düşüyor ve filmlerin birçoğu yanarak kullanılamaz hale geliyor.
1920 yılında Flaherty, Hudson
Körfezi’ne geri dönmeye karar veriyor ve filmlerini tekrar çekmeyi planlıyor.
Bu yolculuğu tekrar gerçekleştirebilmesi için de bir şirket ona sponsor oluyor.
Revillion Freres. Fransız bir kürk şirketi. 1893-1936 yılları arasında
Kanada’da büyük bir kürk ticareti gerçekleştiriyor ve o sıralarda da Flaherty
kuzeydeki yerlilerle bir film yapacağından şirket ona sponsor oluyor. Filmde
gördüğümüz Nanook ve ailesinin hayvan kürklerini sattığı ‘Beyaz Adam’ ve
dükkanı da Revillion Freres’e ait. Tabi belgeselin sinemalardaki inanılmaz
başarısı Revillion Freres’in gelişmesine büyük bir katkı sağlıyor.
Robert J. Flaherty bölgede 16 ay
kalıyor ve Nanook’un, karısı Nyla’nın, üç çocuğunun ve köpeklerinin ‘yaşam
mücadelesini’ tüm ‘gerçekliğiyle’ filme alıyor. Nanook ve ailesinin,
yaşamlarını sürdürebilmek için sürekli avlanmak, hareket halinde olmak zorunda
olduğunu görüyoruz. Filmde gösterildiği üzere Nanook, fok, beyaz tilki,
mors(deniz aygırı), balık ve zor da olsa kutup ayısı avlıyor. Bu avlarla hem
karınlarını doyuruyorlar hem kürklerinden kıyafet sağlıyorlar hem de kalan
kürkleri az önce de bahsettiğim Beyaz Adam’la takas ederek bıçak veya ilgilerini
çeken malzemeler alıyorlar.
Tabi filmde gördüğümüz ‘gerçeklik’
sadece Flaherty’nin bize gösterdiği gerçeklik diyebiliriz. Sonuçta gösterilen
olaylar ne kadar gerçek olursa olsun, bu durum filmin kurmaca bir eser olduğu
gerçeğini değiştirmiyor. Olaylar Flaherty’nin
istediği şekilde gerçekleşiyor.
Filmde, İnuit’lerin(Arktik bölgede
yaşayan Eskimoların ayrıldığı iki ana koldan biri) yaşamasını zorlaştıran en
büyük etkenin doğa olduğunu görüyoruz. Zor hava şartlarında avlanmak için
Nanook, sürekli hareket halinde olmak ve yolculuk etmek zorunda. Bu
yolculukları bazen av peşindeyken uzayabiliyor ve geri dönmesi zorlaştığından
gittiği yere kamp kurması gerekiyor. Bu nedenle de ailesi de onunla birlikte
hareket ediyor. Gittikleri yerlerde gece olmadan iglo inşa etmeleri gerekiyor
ki filmde de gösterilen bu sahnenin en etkileyici anlardan biri olduğunu
söyleyebilirim. Nanook’un mors dişinden bıçağını kullanarak, buzları keserek
hızlı ve pratik şekilde ailesiyle birlikte igloyu tamamlaması görmeye değer.
Çetin hava şartlarının yanı sıra Nanook ve ailesinin yolculuğunu etkileyen
diğer faktör de tabi ki kızak köpekleri Husky’ler. Onların da kendi aralarında
yaşadığı liderlik çatışmaları, kontrollerini zorlaştırıyor ve böyle bir durumda
yolculuğu imkansız hale getiriyor. Filmde gösterilen detaylarla bu zorlukları
daha iyi anlayabiliyoruz.
Nanook of the North’da gösterilen ve
İnuitler’in yaşam mücadelesini zor hale getiren etkenin ‘doğa’ olduğunu
görüyoruz. İnuitler doğaya karşı savaşmayı biliyor ve uzun yıllardır o bölgede
yaşamını sürdüyor. Fakat o zamanlarda karşılarına nasıl savaşacaklarını
bilmedikleri bir etken daha çıkıyor. İnsan. Ama bunu Nanook of the North’da
göremiyoruz.
Yazımın başında da bahsettiğim üzere
Flaherty, Hudson Körfezi’ne keşif için gidiyor ve amacı da demiryolu inşasına
rehberlik etmek. Flaherty’e sponsor olan kürk şirketi ‘Revillion Freres’ gibi
birçok şirket, ticaret amacıyla Kuzey’e açılıyor ve müthiş bir tüketim dönemi
başlıyor. Bu durum da doğal olarak yerel halkın yaşamını büyük derecede değiştirmesine
neden oluyor.
Nanook of the North’da sadece tek bir
‘Beyaz Adam’ görüyoruz. Ve o adam İnuitler’le ticaret yaparak bir açıdan
İnuitler’e ‘kolaylık’ sağlıyor. Filmde göremesek de büyük ihtimalle diğer
‘Beyaz Adam’lar Kuzey’in kaynaklarından faydalanmak için ‘kameranın arkasında’ konuşlanmış
durumda. Buna rağmen Nanook ve ailesi çok mutlu durumda ve bunu belgeselde
defalarca görebiliyoruz.
Sonuç olarak Robert J. Flaherty,
Nanook ve ailesiyle birlikte İnuitleri, ‘hakikat’ arayışından uzak, istediği gerçeklerle romantize ederek bizlere
sunuyor. Elbette bu durum, Nanook of the North’un dönemin şartlarına göre
çekilmiş ve gelecekteki filmleri büyük oranda etkilemiş çok iyi bir iş olduğu
gerçeğini de değiştirmiyor. Sadece belgeselle ilgili her zaman üzerinde
durduğumuz ‘hakikat’ ve ‘vicdan’ açısından sorgulamaya değer bir film olduğunu
düşünüyorum.
Doğukan Seven
Yorumlar
Yorum Gönder